24 Ekim 2011 Pazartesi

Marakeş


20 Kasım 2010

Saat 9 otobüsüyle Arenas'dan Madrid'e doğru yola çıktık. Öncelikle Madrid'in merkezi Sol'e yakın olan otelimize yerleştik. Tüm gün gezdikten sonra pazar günü Çağatay da bize katıldı. Pazartesi Marakeş'e giden uçağımıza kontrollerden sonra bindik. Pasaport kontrolden geçmemeye hızla alışan bünyem kısa bir şok yaşadıktan sonra buna da alıştı. Sürekli vizemin bittiğini hatırlatıyorlardı ve ben de kimliğim olduğunu o vizenin bittiğini bildiğimi söylüyordum. Geri dönmem zor olacakmış gibi gelmeye başlamıştı.



yol arkadaşım ve kaldığımız otelin avlusu
Madrid'i hızla geçtim çünkü Marakeş'i anlatmak istiyorum. İlk kez bir şehiri sevmedim. Sevemedim. Öncelikle bizi o kadar uyarmalarına rağmen halen ne kadar karışık olduğunu anlamamış kafamın, taksicinin herkese adresi sormasıyla ne menem bir yere gittiğimizi anlaması lazımdı. Taksi gidebildiği yere kadar götürdü. Binerken 20 dirhem diyen taksici artık 20 euro yani 200 dirhem demeye başlamıştı. 100 dirhemle işi hallettik. İndiğimiz anda gideceğimiz yeri bildiğini söyleyen biri peydah oldu. Bir ara ağzından 150 dirhem komisyon lafı çıktı, bir de dar sokaklara ıssız dehlizlere doğru götürünce işkillendik yönümüzü başka bir yöne çevirdik. Bu tür pazarlık ve işkillenme durumları için yanınızda bir adet pazarlık uzmanı Pervin bulundurmalısınız. Kaos halinde inşa edilmiş dar sokaklarda adres göstererek para kazanan çok kişi var. İşsizlik en büyük bela. Yaşlı veya çiftlere adres sormak lazım. Gençler o yol kapalı buradan gidin diyor, gittiğiniz yerde de kafanız karıştığından bi anda yanınızda bitip beni takip edin diyorlar. Bunları söylecek kadar Fransızca ve İspanyolca bazen de İngilizce biliyor oluyorlar.

afrika


girmediğimiz müzenin önü
Küçük çocuklara 10 dirhemden aşağısı kurtarırken, gençlere 10 dirhem az geliyor. Bozuk lisanlarıyla işsiz olduklarını anlatmaya çalışıyorlar. Senin işsizliğin benim derdim mi kardeşim? Senin için o miktar bir şey değil demeyi de biliyorlar. Sadece nice medeniyetler görmüş o güzelim şehrin insanlarını bu halde görmek üzdü beni. Neyi kimden dileniyorsun bir düşün. Sen burada bu haldeyken 100 metre ötede golf sahaları jet sosyeteyi ağırlıyor hatta bununla övünüyorsunuz. Taksicinin bile ilk gösterdiği harabeler yeni golf sahalarına gebeymiş. Daracık sokaklarda gençler köşe başlarında pinekliyorlar, yapacak hiç bir şeyleri yok. Köşe başlarında telefon butikleri, onlar öyle diyor, evlerde telefon olmadığını gösteriyor. Telefon olmayan yerde internet ne arasın. Sadece çatılarda çanak antenler. Aptal kutusu her türlü Amerikan kanalı Arapça altyazı ile gösteriyor. Dünya'yı turistler sayesinde görüyorlar. Onların da hepsini zengin hepsinin parası kendi paralarından daha değerli sanıyorlar.

Acınacak bir millet değiller çünkü çölün ortasında bir şehir olmak kolay değil. Hatta avrupalı dedikleri bir bölgeleri de var. Daha modern evler, daha pahalı yaşam. Su o kadar önemliyken golf sahalarını nasıl karşılıyorlar. Bu insanlık golfe karşı ne zaman ayaklanacak? Hep mi susacağız? Sustukça susayacağız. Yer yüzüne, doğa anaya en çok zarar veren spor golftür. O sular çim yetiştirmekten ziyade tarıma verilse kaç kişinin karnı doyar? Şimdi kaç kişinin karnı doyuyor?



Peki ya develer. Ne hakkınız var o hayvanları o sıcağın altında saatlerce bekletip para karşılığı kullanmaya. Kölelikten ne farkı var bunun? Yaşayacak kadar yemek, pislik içinde yatak, ölümüne iş. Yol arkadaşımın ısrarı üzerine ben de bindim. Bunun için üzgünüm. İnsanoğlu kendini ilk sıraya koyuyor işte. O sıcakta çölün ortasında arkadaşım deve turu yaparken yarım saat hiç bir şey yapmadan beklemek zor geldi.

Marakeş'de mutlu olduğum bir an söyleyeyim; üstü açık turist otobüsünde seyahat ederken. Çünkü sürekli para isteyen, dokunan o yapışkan yerli halktan uzak olduğum yer orasıydı. Onlardan böylesine tiksinmem benim suçum değil. İnsanlarla aramda mesafe olsun isterim, kimsenin dokunmamasını veya yoldaki birinin ben bir şey sormadıkça gelip benimle konuşmamasını. Ama bunlar hepsini yapıyorlar. Nasıl bir mantıksa yılandan korktuğumuzu belirtmemize rağmen bizi çekmek için yılanla üzerimize geliyorlar. Maymunları kafanıza çıkarmaya çalışıyorlar hatta "bak bir şey yapmıyor" dercesine maymunu tek eliyle havaya kaldırdı. Hayvan nasıl rahatsız olduysa sinirle adamın şapkasına saldırdı. Maymun'un ellerini o derece iyi kullanabildiğini görmek ilginçti. En azından sen ayaklan maymun kardeş.
Son olarak sizin o dar sokaklara girmenize gerek yok. Biz oteli eski şehrin içinde Medine'nin meydana en uzak noktasından tutmuşuz. O nedenle meydanı bulmak ayrı dert, oteli bulmak ayrı. Bab Kemis'i (ilk kapı) geçtikten sonra Derb Çubuk'u bulun. O tarafta olması lazım. Postanenin önünden geçtiğinize emin olun. Şeklinde bir tarifle buluyorsunuz oteli.


kapılardan biri

meşhur meydan



Şimdiye kadar avrupadan çok güzel bahsedip Marakeş'e gelince böylesine sert olduğum için lütfen kusura bakmayın. Sonuçta bize de arap diyorlar, ondan öte din kardeşiyiz, daha yakın hissediyorum onlara ve bu halde görmek daha çok yaralıyor. Bizim de böyle bir eğilimde olduğumuzu düşünmek korkutuyor. İktidar hakkında konuşmak bizi bir yere götürmüyor. Hepimiz aynıyız. İşin ucu para. İstiklal'e yapılan alışveriş merkezi, Kadıköy sahiline yapılan devasa hotel, Kazlıçeşme'ye yapılan gökdelenler hepsi bizim utancımız.

1 yorum:

  1. Nerede yemek yenir , nerede kalınır, nerede eğlenilir http://www.neregidelim.com adresinden takip edebilirsiniz. Sizin gibi gezmeyi sevenler için iyi bir rehber olacağından eminim

    YanıtlayınSil