1 Temmuz 2010 Perşembe

Yeni bir ay

1 Temmuz 2010, Arenas'da yeni bir ay. Bugün hava güzel olursa dereye yüzmeye gidelim dedik ama sabah yağmur yağıyordu. Öğleden sonra hava açtı ve hemen yola koyulduk. Öğlen yemeklerimiz yanımızda dereye vardık. Yağmur yüzünden kimse gelmemişti. Sadece biz vardık. Standart yüzme, güneşlenme ve İspanyolca çalışmalarından sonra geri geldik. İspanyolca hocası hala bulunamadığı, bulunan da belediye meclisi tarafından beğenilmediği için hala hocamız yok. Ben de sürekli bir şeyler öğretme mevzusundan sıkılmış gibiyim. Çünkü bu laf arasında öğretilen şeyleri yazmadan olmuyor. Hadi yazdık diyelim (sürekli yanımda kâğıt kalem var) yine de bir şeylerin eksik olduğunu düşünüyorum. Tamam, düzensiz fiilleri ezberlemeye başladım ama nerede kullanacağım nasıl kullanacağım bilmiyorum. Sanki her an sözlü sınav oluyormuşum gibi hissetmeye başladım. Acilinden dersler başlasa iyi olacak ama 18 Temmuz'da Murcia'ya varış sonrası eğitimine gidiyorum. Daha önce ayrılış öncesi eğitimi adı altında bir haftalık bir eğitim vermişlerdi Ankara'da, onun benzeri olacak. İşte hoca bulsak bile bir hafta Murcia'da olacağımdan bölünecek. Bu nedenle ay sonunda başlamayı düşünüyoruz. Çok fena İspanyolcaya susadım. Dil öğrenimi konusunda bütün tavsiyelere açığım.

30 Haziran 2010 Çarşamba

Evimiz

30 Haziran 2010, hala o gecenin izleri var. Bugün, sadece haftalık alışverişimi yaptım. Başka önemli bir şey olmadı.

En iyisi biraz bizim evden bahsedeyim. Evimiz belediyeye yakın yeni bir binanın 3. katında iki katlı bir daire. Evimiz diyorum çünkü hep beraber kalıyoruz. Pansiyon misali herkesin üst katta kendi odası var. Odalar çatı katında olduğu için pencereler tavanda. Hep tavanda pencerem olsun istemişimdir ve beklemediğim bir zamanda gerçek oldu. Gündüz gökyüzünü, gece ay ışığı ve yıldızları görmek çok güzel hele bir de yağmur yağarsa damlalar üzerinize düşüyor gibi oluyor. Alt katta salon, küçük banyo ve mutfak var. Ev ilk gün dağınık ve kirliydi ama şimdi derli toplu ve temiz. Son günlerde ev sahibi gelecek diye sürekli temizlik halindeyiz. Paradan bahsetmek istemiyorum ama merak edildiğini düşünüyorum. Kirayı belediye karşılıyor, aylık 350 euro. Böyle bir yer için bence uygun fiyat.

29 Haziran 2010 Salı

Akşamcı

29 Haziran 2010, uzun gece sonrası iş günü. Nasıl kalkıp işe gittiğimi bilmiyorum. Daha Türkçe konuşamıyordum ki bir de gidip İngilizce konuşayım. Ofiste kendime gelmem bir saat sürdü. Resmen şaftım kaymıştı. Mesaiden sonra herkes uyumaya gitti. Akşam da ilk kez İspanya maçını izlemek için bir bara gittim. Yarı finallerde izlemeye başlayacağımı söylemiştim ama şimdi de güzel. O duyguyu hissetmek güzel bir şey. Gece uzun olduğundan gün kısa sürdü.

28 Haziran 2010 Pazartesi

Üçüncü hafta

28 Haziran 2010, Madrid sonrası ilk gün, üçüncü haftam başlıyor. Günün ilk sorusu "Madrid nasıldı?" şeklinde oldu. "Yalnızlık, sıcak, yorgunluk hepsi birleşince şehri sevemedim." dedim. "Sonuçta o İstanbul'dan geliyor." falan dediler. Ben "alakası yok" dememe rağmen İstanbul'da yaşayan birine Madrid sorulmaz ki gibi bir sonuca vardılar. Tamam, İstanbul güzel şehir ama benim yaşadığım yer Arenas yanında hiç bir şey.

Mesaiden sonra dereye yüzmeye gidelim dedik. Matematik öğretmeni Roca bizi arabasıyla götürdü. Aslında yürüme mesafesinde ama sıcakta yürümeyelim dedik. Öğle yemeğimizi yedikten sonra yüzdük, güneşlendik. Orada başka öğretmenlerle tanıştım. Akşam eve geldiğimizde Laura Fransa'dan geldi. Giderken easyJet ile gidecekti ama easyJet'in tüm seferleri iptal olunca, bir grup Fransızla beraber otobüsle gitmiş. Geri dönüşte de kendi arabasıyla geldi.

Laura geleli sadece 5 dakika olmuştu ama onu da alıp dışarı çıktık. Bir kaç biradan sonra bar kapandı, başka bir yerde devam ettik. Gece 4'te eve geldik. Hafta içi böyle bir şeyler yapmamak lazım ama Öğretmenlerden biri geçici olarak gelmiş ve gidecekmiş. O nedenle sebebimiz vardı. Bira hakkında biraz konuşayım. Bira (cerveza) isterseniz şişede getiriyorlar, caña derseniz bardakta geliyor. Bardak da bildiğiniz su bardağı. 30luk olabilir, test etmek lazım. Fiyatları 1,20 ile 2 euro arasında değişiyor. Genelde yanında bir sandviç, patatesli omlet, balık gibi atıştırmalıklar geliyor ama gelmezse de şaşırmayın. Sağolsun burada Chicano's da çalışan Tomas var. O bize kıyak geçiyor. Bir de dışarıda oturursanız biraya 30 sent ekleme yapabiliyorlar. Dışarısı lüks yer yani.

27 Haziran 2010 Pazar

Madrid

27 Haziran 2010, Madrid'de ilk gün. Sabah 9 otobüsüyle yola çıkmaya karar verdim. Otogara gittiğimde bekleyen insanlar vardı ama bilet satıcısı yoktu. "Comprar billete" diyerek etrafta dolaşmama rağmen pek bir sonuç alamadım. Sonra İngilizce bilen birini buldum ve biletin otobüste satıldığını öğrendim. Madrid'e varış süresi 2 saat 20 dakika çünkü birçok yerde duruyor otobüs. Yaklaşık Sakarya İstanbul veya Edirne İstanbul arası bir mesafe olduğu için bilet 10 euro olacak değil ya diye düşünürken, 9,95 euro olduğunu öğrendim. En azından tahminimde yanılmamıştım. Bir kaç kasabadan yolcu alıp indirdikten sonra Madrid'e giriş yaptık. Madrid otogarında otobüsten inerken şoföre "noche dies Arenas" şeklinde sorarak son otobüsün akşam 10'da olduğunu onaylattım.

Saat 11:20, Madrid beni bekler. Öncelikle GPS'i denedim ve çalıştı. Burada dağlar yüzünden çalışmıyor olabilir. İlk hedef Atocha tren istasyonu. Büyük ve güzel bir yer, hatta içerisinde minik bir orman bile var. Fotoğraflarda görebilirsiniz. Orada, turist bilgilendirme noktasından yürüyüş yollarının haritasını istedim ama öyle bir harita olmadığını sadece harita olduğunu söylediler. Elimde, üzerine iki rota çizilmiş Madrid haritası vardı. O haritanın belki daha günceli vardır diye sormuştum. Rotalardan biri Atocha'dan geçiyordu, bu sebeple rota seçimi zor olmadı. Sonradan fark ettim ki elimdeki harita turistik amaçlı gezen, üstü açık iki katlı otobüslerin rotasıydı. Günlük 17 euro karşılığında istediğiniz kadar binebiliyorsunuz. Yürüyüş için olduğunu düşündüğümden kısa mesafe sanmıştım. Bir günde en azından bir rotayı tamamlarım dedim ve yürümeye devam ettim. Şehirde çok güzel bir park var. En çok beğendiğim yer orası oldu. Eski binaları, güzel yapıları tabi ki seyretmek güzel ama parkta bir iki saat koşmak gibisi olamaz. 3-4 saat aralıksız yürüdükten sonra artık Madrid'te başka bir şey olmadığına karar verdim.

Rotanın büyük kısmını tamamlamıştım. Biraz kafama göre takılmaya karar verdim. Bir günde insan Madrid gibi büyük bir şehri öğrenir mi? Ben öğrendiğimi düşünüyorum. Kaybolmam gibi geliyor çünkü şehir merkezinde her sokaktan az çok bir parça gördüm. Ama bize ne anlatabiliyorsun diye sorarsınız. Hiç. Bir kitabı çok hızlı okumak gibiydi. Bir de insan yalnız olunca pek bir anlamsız oluyormuş. Avrupa'da başka ülkelere gitme şevkim de kırıldı. Saat 16 olmuştu. Sıradaki otobüs 19:30'da olduğu için anlamsızca gezmeye başladım. Sanki o ana kadar hep anlamlı gezmişim gibi. Korsan CD satan zenciler var mesela. Bizim seyyar satıcılardan daha çevik duruyorlar. Doğal seleksiyon sonucu onlar kalmış sadece. Son cümleler çok mu ırkçı oldu? Asıl değinmek istediğim konu, korsan CD sektörü burada hiç yok değil, var ama denetim daha sıkı olduğu için daha çevik ve hızlı kişiler bu sektörde. Ayrıca çalışma izinleri olmadığı için iş bulamıyorlar bu nedenle yasadışı işlere yöneliyorlar diyerek konuyu uzatmak istemiyorum çünkü Türkiye'de de aynı durum söz konusu.

Artık benim için Madrid bitti, belki bir kaç arkadaşla özel bir şeyler için gelirim. 19:30 otobüsüyle geri dönüş yolculuğuna başladım. Bileti önceden gişeden aldığınız için bu sefer numaralı. Sabah hemen şoför arkasına yerleşmiştim ama bu sefer oturduğum yer o kadar dar geldi ki, dakikaları saydım. Arada biraz uyumuşum çünkü yorgunluktan ölüyordum. Eve gelip ne yaptığımı hatırlamıyorum ama otobüsten indiğimde toprağı öpesim gelmişti.

26 Haziran 2010 Cumartesi

Madrid'e doğru

26 Haziran 2010, Arenas'da 13. gün, tek başına. Menemenle başladığım günde bütün gün göl kenarında koşmayı planlayıp sıcak hava yüzünden vazgeçtim. Tv'de orijinal dil seçeneğini buldum. Orijinali İngilizce olan filmleri izleyebiliyorum. La Parra'ya (küçük bir kasaba) giden bir patikanın el çizimi haritasıyla yola çıktım ve çizimin yeterli olmadığını düşünerek geri döndüm. Patika haritaları var elimde ama çizimler hiç hoşuma gitmiyor. Telefonun GPS'i de Madrid'de bir kere çalıştı ondan sonra küstü. Ne Avila'da ne de buralarda hiç tık demedi. Uydudan sinyal alacak diye de zorlayınca bataryayı emmeye başlıyor. Sonuç olarak telefonda harita var ama nerede olduğumu göremiyorum. Sözlük de var telefonda. Bir de skype yükledim. Verimsiz ama ucuz bir şekilde babamı arayabiliyorum. Bilgisayardan arayınca sorun yaşamadım ama telefondan arayınca kesilmeler ve sesin gitmemesi gibi sorunlar oluyor.

Evde net olmadığından belediyenin internetini kullanmak için belediye binasının önündeki meydana gidiyorum. Aslında bütün kasabayı saran bir internet ağı kurmaya çalışıyorlar. Bizim ev haricinde çoğu yerde çekiyor. Çekse de bir saat sınırı varmış servis sağlayıcılarla başları belaya girmesin diye. Nuria evindeki büyük anteni getirecek ve evden belediyenin kablosuz ağına bağlanmayı deneyeceğiz.

Yarın ilk kez Madrid'e gidiyorum. Hazırlıksız gidip kafama göre takılacaktım, evde Madrid haritası buldum. Haritada gösterilen rotaları takip ederim.

25 Haziran 2010 Cuma

İşlere devam

25 Haziran 2010, sınırları biraz daha genişlemiş şekilde Arenas'da 12.gün, bu şekil tarihli başlangıç sizi sıktı mı bilmiyorum ama benim hoşuma gidiyor. Siteyi bu hafta bitirmeyi planlıyordum ama Word belgesinin ortasındayım. En az iki gün daha sürer diye düşünüyorum. Aslında Word'de web sayfası olarak kaydet diyerek olayı anında çözerim ama o şekilde üretilen kod çok kötü oluyor. Temiz olsun, ben yazmış olayım istiyorum. Daha sonra basit bir içerik yönetim sistemi yazıp hem bizim ofisin sayfasını hem de belediyenin sitesini yönetebilmelerini sağlayacağım. Şu an tüm sayfaların html olduğu güncellemenin işkence olduğu bir sistem kullanıyorlar. Belediyenin sitesi http://www.aytoarenas.es ve yaptığım sayfa ise http://www.aytoarenas.es/web/SEM adresinde. Belki adres değişebilir. Firefox veya Chrome'da daha iyi görünecektir. Bugün Beatriz de evine gitti. Hafta sonu tek başımayım. Belki merak ederlerse Türk filmi gösteririm diye Recep İvedik 3 indirmiştim. Oturdum tek başıma izledim. Sinemada izlenmez ama bence ikinci filmden daha iyi. Tam da şu yalnız hafta sonum da kendimi buldum filmde. Bir de ÇGH'nin sezon finalini izledim. Tv'de izlemek daha iyi.