Dördüncü gün yani bugün, sabah belediyedeki eşyaları yeni binaya taşıdık. Karşı binaya taşımak için kamyon getirdiler. 5 metre faydası olmuş olabilir. Her şeyi taşıdık. Artık daha geniş bir ofisimiz var ama eski bina hoşuma gidiyordu. Fotoğrafını çekeceğim. Şimdi internet sorunumuz var. Yarın halledeceğiz sanırım. Taşınmadan sonra bilgisayarları kurarken bir tanesini patlattım. Tahminen güç kaynağı yandı. İlk kez böyle bir şey başıma geldi. Bir türlü çalışmıyordu. Elektrik geldiğine dair bir işaret yoktu. Ben de güç kaynağını açıp kapatıyordum. Bir anda patladı. Belki akımı değiştirdim. Umarım ana karta falan bir şey olmamıştır. Uzun süredir kullanılmayan bir bilgisayarmış ama çalışıyormuş. Patlamadan önce de çalışmıyordu. Günün heyecanı oldu işte. Sonra Nuria bizi yürüyüşe götürdü. Pek yürümedik, arabasıyla 18km ötedeki göle gittik. Orada hayatımda ilk kez kuş gözlemi yapmış oldum. Gerekli donanımları vardı ve profesyonel gözlemciymiş zaten. Bu dünyada var olduklarını düşünmediğim pokémon gibi ördekler gördüm. Hatta bir tanesinin dişisi yavrusunu sırtında taşıyordu. Birbirini takip eden yavrular süperdi. Sonra milattan önce III. , II. , I. yy.'da yapılmış yerleşimlerin olduğu arkeolojik kazı sahasına gittik. O zamanlar için gerçekten çok iyi yapılmış evlerdi. Şimdikilerden tek farkı, malzemesi. Tabii yine ovayı görüyordu ve manzara muhteşemdi. Telefonumun şarjı bittiği için fotoğraf çekemedim. Bu arada artık yeni bir Vodafone ES hattım var. Sonrasında Candeleda'ya gittik orada tarçınlı kar yedik. Uzun uzun yaşam şartlarından konuştuk. Şu an evdeyim ve yarın fırsat bulamayacağım için oturdum bunları yazıyorum.
Nuria'ya göre ben geleli sanki bir ay olmuş. Bana da öyle geliyor. Bu arada İspanyolcam sadece kelime bazlı ilerliyor, haftaya Cervantes'te çalışmış birinden ders almaya başlayacağız büyük bir ihtimalle. Ondan sonra cümle kurmaya başlarım diye düşünüyorum. Dolu dolu 4 gün böyle geçti işte. Artık uyumam lazım. Yarın iş başı. Hafta sonu neler yapacağız görelim bakalım.
17 Haziran 2010 Perşembe
15 Haziran 2010 Salı
Durağan
Üçüncü gün, en durağan gün buydu, belediyedeki ofiste biraz nete girebildim biraz bir şeyler yaptık. Kasabada yürümeyi yaygınlaştırmaya çalışıyoruz bu nedenle seminerler düzenleyeceğiz. Bunu tanıtıcı web sayfası yapacağım. Laura ile birlikte tasarıma falan karar vermeye çalışıyoruz. İş bitiminde markete gittim.
Dünyanın sonu (El fin del mundo)
İkinci gün Kültür Evi’nde kütüphaneye gittim ve orada internet vardı. Oranın internet kafesinden sorumlu Rocio ile tanıştım. Nette bir kaç şey yaptık. Orası daha erken siestaya giriyordu. Oradan yine belediyeye geldik. Bu sefer Nuria, beni, Claire'i ve Laura'yı alıp evine götürdü. Evi başka bir kasabada, ismi 5 kasaba bir yerde gibi bir şey. Orada yerel yemekler yedikten sonra dağdaki bahçelerine gittik. Çok güzel bir bahçe yapmışlar ve yeri de çok güzel. Kivi ağaçları var, tahmini 6 yıllık ama erkeği olmadığı için meyve vermemiş. Giresun'da da kivi üretimi yayılıyor. Bizimkilere sormam lazım detaylarını. Oradan "dünyanın sonu" dedikleri bir yere gittik. Uçurum gibi bir yer ama önünüzde dümdüz bir ova var. Fotoğraflarını çektim, umarım fotoğraflar daha iyi anlatır. Muhteşem bir manzara. Gözün alabildiğine bir ova içinde ağaçlar, nehirler, göller, etrafında tabak kenarı gibi dağlar. Geri dönerken Claire bileğini burktu. Bir ay önce de aynı yeri burkmuş ve bu yüzden yüzmek, tırmanmak gibi bir çok şeyi yapamamış. O nedenle çok üzüldü. X-ray için en yakın şehir olan Talavera'ya gittik. Ayağını alçıya aldılar ve akşam geri döndük. Arenas’dan daha büyük bir şehir görmüş oldum.
14 Haziran 2010 Pazartesi
İspanya'da ilk gün
İlk gün uyanır uyanmaz belediyeye gittim. Beni beklemiyorlardı. Nuria (bütün işi yürüten kişi) beni belediyede çalışan herkesle tanıştırdı. Öğleden sonra da Laureline (Fransa'dan gelen diğer Avrupa gönüllüsü) ile markete gittim. Dia her yerde olduğu gibi burada da var, diğer seçenekler de Sol, Maxcoop, Gigante. Fiyatlar pek farklı değil ama evimizin karşısında bulunan manavdan aldığım domates benim için çok farklıydı. Domatesin kokusunu unuttuğumu hatırladım. İstanbul’da domateslerin bırak kokusunu bütünüyle plastiğe doğru bir gidiş var. Burada temiz hava ve sağlıklı yiyecekler sonucu mutasyona uğrayabilirim.
13 Haziran 2010 Pazar
İspanya'ya doğru yola çıkıyorum
13 Haziran günü Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan çıktığım yolculukta önce Barselona sonra Madrid’e giriş yaptım. Barselona da tekrar check-in yaptırmamı söylediler bence bunun sebebi dış hattan iç hatta geçtiğim için pasaport kontrolünü görmemi sağlamaktı. Pasaport kontrolden geçtim ve neredeyse havaalanından çıkacaktım. Check-in'i buldum zaten Spanair çok kullanılan bir hava yoluymuş. Bir sürü gişesi olmasına rağmen sırada çok fazla kişi vardı. Bir görevliden yardım istedim ve hemen hallettiler. 20:00 uçağına yetişmeliydim ve saat 19:55'di. Çünkü 1 saat 10 dakikalık arayı 50 dakikalık gecikme yemişti. Koşa koşa uçağa vardığımda 5 dakika gecikmiştim ama yine sıra vardı. Görevlilere sorunca bu uçağın da 50 dakika gecikmeli kalkacağını öğrendim. İki uçakta da 50 dakikalık gecikme sayesinde planımın dışına çıkmamış oldum.
Uçak hakkında konuşacak olursak; Uçakta servis yok, zaten açıklamada "satın almak için yiyecek içecek bulunmaktadır" yazıyor. Paran olduktan sonra parfüm bile alabilirsin uçakta hatta uçak maketleri. Bindiğim iki uçak da aynı uçaktı galiba. Uzun ince bir gövde, 2 ve 3 şeklinde ayrılmış 5 koltuklu sıralar. Spanair yenilenme sürecinde ama sadece logosunu ve web sayfasını değiştirmiş. Madrid'e geldiğimizde bu sefer tahmin ettiğim gibi pasaport kontrol olmadı. Bavul bekleme süreci çok uzun sürdü. Zaten 50 dakika gecikmiştik. Beatriz (karşılamaya gelen İspanyol kız, bizim ekipten) gerçekten çok bekledi. Sonra yaklaşık iki saatlik yolculukla Arenas De San Pedro'ya (Aziz Pedro'nun Kumları) geldik. Evde Claire (benim gibi Avrupa gönüllüsü Fransız kız) vardı.
Bana öğlene kadar uyuyabileceğimi ve öğlen kafeye (La caracola = Salyangoz kabuğu) gelmemi söylediler. İnanılmaz bir alışkanlıkları var. Her gün aynı kafeye aynı saatte gidip kahve içiyorlar ve yanında atıştırmalık bir şeyler yiyorlar. 8'de belediye açılıyor. 11:30'da kahve molası, yarım saat sürüyor. Saat 3'te de gün bitiyor. Bazı yerler siestadan sonra yani 5'te tekrar açılıyor 8'de kapanıyor. 3 ile 5 arası uyumaya dördüncü günde alışmış durumdayım. Gerçekten o saatte uyku çok güzel. Henüz 12’den sonrasını göremedim çünkü şimdiye kadar çok yorucu oldu.
Uçak hakkında konuşacak olursak; Uçakta servis yok, zaten açıklamada "satın almak için yiyecek içecek bulunmaktadır" yazıyor. Paran olduktan sonra parfüm bile alabilirsin uçakta hatta uçak maketleri. Bindiğim iki uçak da aynı uçaktı galiba. Uzun ince bir gövde, 2 ve 3 şeklinde ayrılmış 5 koltuklu sıralar. Spanair yenilenme sürecinde ama sadece logosunu ve web sayfasını değiştirmiş. Madrid'e geldiğimizde bu sefer tahmin ettiğim gibi pasaport kontrol olmadı. Bavul bekleme süreci çok uzun sürdü. Zaten 50 dakika gecikmiştik. Beatriz (karşılamaya gelen İspanyol kız, bizim ekipten) gerçekten çok bekledi. Sonra yaklaşık iki saatlik yolculukla Arenas De San Pedro'ya (Aziz Pedro'nun Kumları) geldik. Evde Claire (benim gibi Avrupa gönüllüsü Fransız kız) vardı.
Bana öğlene kadar uyuyabileceğimi ve öğlen kafeye (La caracola = Salyangoz kabuğu) gelmemi söylediler. İnanılmaz bir alışkanlıkları var. Her gün aynı kafeye aynı saatte gidip kahve içiyorlar ve yanında atıştırmalık bir şeyler yiyorlar. 8'de belediye açılıyor. 11:30'da kahve molası, yarım saat sürüyor. Saat 3'te de gün bitiyor. Bazı yerler siestadan sonra yani 5'te tekrar açılıyor 8'de kapanıyor. 3 ile 5 arası uyumaya dördüncü günde alışmış durumdayım. Gerçekten o saatte uyku çok güzel. Henüz 12’den sonrasını göremedim çünkü şimdiye kadar çok yorucu oldu.
2 Eylül 2009 Çarşamba
HMK Ajanda Uygulaması 1.0
Yeni Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre değişen sisteme henüz Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi yetişememiştir. Bu sebeple, değişen dosya takibi sistemi için kullanımı basit bir ajanda uygulaması oluşturdum. Bu uygulama ile istediğiniz tarihi seçerek, takibi gereken dosya numarası ve ismini yazarak kayıt altında tutabilirsiniz.
Adliye bilgisayarlarında denenmiştir. Güvenli ve sorunsuz olarak çalışmaktadır. Hiç bir internet bağlantısı veya kurulum gerektirmeden kullanabilirsiniz. İsterseniz USB belleğiniz üzerinden kullanabilirsiniz. Kayıtlarınız uygulama klasöründe bulunan ajandadata.xml içerisinde saklanmaktadır.
Uygulamayı edinebilmek için http://olcaybayram.com/iletisim.html adresinden bana ulaşabilirsiniz.
Adliye bilgisayarlarında denenmiştir. Güvenli ve sorunsuz olarak çalışmaktadır. Hiç bir internet bağlantısı veya kurulum gerektirmeden kullanabilirsiniz. İsterseniz USB belleğiniz üzerinden kullanabilirsiniz. Kayıtlarınız uygulama klasöründe bulunan ajandadata.xml içerisinde saklanmaktadır.
![]() |
| Uygulama Ekran Görüntüsü |
Ayrıca özel uygulama isteklerinizi iletebilirsiniz. Web, masaüstü ve mobil uygulamalar dahil geniş bir yelpazede program ve websitesi geliştirmekteyim. Uygun ücret karşılığında profesyonel websiteleri de oluşturmaktayım. Daha önceki çalışmalarımı http://www.olcaybayram.com adresinde görebilirsiniz.
7 Temmuz 2009 Salı
2011 Türkiye Tablet Bilgisayar Alımı
Öğrenciler için 15 milyon tablet bilgisayar almanın kötü bir fikir olmasının sebepleri ve F klavye haberi ile ilginin başka yere çekilmesi hakkında:
1. Tablet bilgisayarda klavye yok! Ekran klavyesini de çok rahat değiştirirsin.
2. 15 milyon zaten dünya tablet piyasasının toplamı.
3. Tablet piyasasında en kötü durumda olan Microsoft, ihale kazanma ihtimalinde ilk sıradaymış.
4. Neden bu görüşme ABD'de oluyor. Hindistan'ın 50 dolarlık tabletlerinin seviyesine düşmemek için her halde. Ben size söyleyeyim 50 dolarlık tableti 500 dolara alacağız. Tanesi 1 dolar olsa 15 milyon tanesini hesaplamak için tablete ihtiyacınız yok sanırım. Ama biz 500 dolara alacağımız için haberde de denildiği gibi 7,5 milyar dolara mal olacak.
5. Acaba daha önce dağıtılan akıllı tahtalara ne oldu diye hiç merak eden yok mu? Arkadaşım biz akıllıya dayanamıyoruz. Akbil vardı, o bile o güzelim partinin ismini taşımasına rağmen akıllı diye çöpe atıldı. Şekli değişse de ismi öyle kalabilirdi ki hala halk arasında ismi öyle.
6. Microsoft e-öğrenme uygulamaları ile göz doldurmuş ve bir tek Microsoft dersine çalışıp gelmiş diye yorumlanmış. Ama o uygulamaların tablet ile alakası yok. Microsoft tekeline bırakılmazsa Türkiye'de var olan e-öğrenme sektörü tablet ile gelişebilir.
7. 2004 yılında dershanenin bilgisayar odasında e-öğrenme ile biyoloji çalışırdım. Sen hala çocukların ellerine vereceğiz tabletleri diye bakarsan olaya orada yanlış yaparsın. Zaten okullarda bilgisayar sınıfları kurulmuş durumda. Geriye sadece e-öğrenmeyi desteklemek kalıyor. O da bu bahsi geçen bütçelerin yanında devede kulak.
Yine birilerinin gözleri boyanıp, birilerinin cepleri dolacak.
Zamanında devlet daireleri Windows'u bırakıp Türk yapımı Pardus'a geçecek diye bir haber çıkmıştı. Hemen ardından Bill Gates bizzat kendi teşrif edip ses komutuyla çalışan özel bir laptop verip gitmişti ve ne hikmetse 2 yıldır o geçiş bir türlü gerçekleşemedi.
Soru bildiğim yerden gelince yazmadan alamadım kendimi.
Kaynak:
http://www.ntvmsnbc.com/id/25243980
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1170689
http://www.zamazing.org/yazi/35-dolara-android-tablet-sakshat
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
